Mühendislik ve hukuk, iki önemli ilgi alanında ahkam kesen, "geçkin" bir mühendisin kaleminden.

hukuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hukuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Patronun Gözünden Konkordato

Konkordato Nedir? Mitler ve Gerçekler

Konkordato, zora düşmüş ya da düşmesi olası şirketlerin (ve şirket ortaklarının) hukuk yoluyla borç ödemelerine ara vermesi, bunun getireceği "rahatlama" ile -ana faaliyetini de sürdürerek- düştüğü zor durumdan kurtulmayı denemesidir. Çeşitleri olsa da aşağıda anlatılanlar, en çok rastlanan “adi konkordato” üzerinedir.

Konkordato bir vaattir, beyandır. Zora düşen şirketin, adi alacaklılarına[1] ve mahkemeye, hayalini, krizden kurtulma projesini satabilme ihtimalidir. Hayalin "ütopik" olup olmadığını önce komiserler ve yargıç değerlendirir, onlar izin verirse bu kez de adi alacaklılar bu hayali oylarlar. Evet “seçmenler” için bir salon ve oy pusulaları hazırlanır.

Bu metni, hukuki alıntılarla ağırlaştırmadan sürdürmeyi deneyeceğiz. Medyada, haberlerde manşetler şöyledir, bilirsiniz. “Yeni konkordato dalgası!”, “Patronlar işin kolayını buldu!”, “Mahkemeler konkordato dağıtıyor”. Manşetlerden ve kimi durumlarda görülen "ütopyadan" konuya giriş yapabiliriz. 

Patron Samimi mi? 

Borçlu şirketin, alacaklılarına konkordato dava dosyasında açıkladığı vaadin ütopik olup olmadığına karar vermek için bazen asgari üç ay geçmek zorundadır. Nitelikli bir komiser kurulu, üç ayın bitmesini beklemeden de (mesela 20 gün içinde) mealen, “bu ütopyadır” diyerek süreci bitirtebilir. Alacaklıların hakkını korumak böyle olur. Ortada uygulanabilir bir konkordato projesi yoksa alacaklıları oyalamanın, borçluya hakketmediği ekstra vadeyi vermenin gerekçesi olamaz.  Borçlunun iyi niyeti, samimiyeti, kurtulma iradesi konkordato sürecinde ana omurgadır, yoksa yürümez. 

Mitler! 

Mahkemeler konkordato dağıtmaz! Hâkim(ler), dava açma şartlarını sağlamış bir dosyada üç ay geçici süreyi (mühlet) gecikmeksizin vermek durumundadır. Hemen komiser(ler) atanır ve ilk işlem aşamalarından sonra komiserler şirketle ilgili intibalarını oluşturmaya başlar. İşletmeyi, varsa şubelerini, depolarını gezerler. Borçlu iyi niyetli midir? Sunulan defterler, bilançolar, stoklar, varlıklar, kayıtlar ne anlatmaktadır? Stoklar, varlıklar vs. değerli midir? Borçlu, deyim yerindeyse, “çalıdan keçi yünü toplayıp eğirip satacak” bir "hikâye" peşinde olabilir mi?  

Şirket sahipleri eğer yanlış bilgilenip, yönlendirilmedilerse, konkordatoyu iyi anladılarsa son çare olarak bu yola giderler, zira çok çetin bir süreçtir. Borçlu şirket, faaliyetini bitirip iflas ederse adi alacaklılar ne tahsil edebilecek; konkordato başarıya ulaşırsa ne tahsil edecek? Yanıtı aranan soru budur! "Köprüden önce son çıkış!" Evet konkordato dosyasındaki “hayal projesi” bunu ispata çalışmak zorundadır. Patron şunu ilan eder. Örneğin: “Sayın mahkeme, 100 TL borcum var, zordayım, iflas etsem borcumun 30’unu ancak öderim çünkü iflasta elimdekiler ucuza gidecek. Bana fırsat verilirse, -örneğin- iki yıl içinde 100 TL’yi öderim, kimseye farklı muamele etmem, hatta borcun üzerine artırım da yapabilirim”. Evet, bu vaat konkordatonun özüdür. Başarılabilir mi? İlk üç ay içinde değerlendirecek olanlar komiserler; karara bağlayacak olan da mahkemedir.    

Daha iyi anlaşılması için iyi niyetli bir şirket sahibinin ağzından senaryo bir vaka anlatalım: “Hızlı büyüdük, bir ara siparişler yetişmiyordu ama aynı gemideyiz malum, memlekette işler daraldı. Stokta mal var ama sipariş gelmiyor, şu biten büyük işin çeklerini tahsil edemedik. Etkisi çok büyük oldu. Kredi limitlerimiz doldu. Personel de azalttık ama bu gidişle yıl sonuna kalmadan kilidi vururuz.”

Patron iyi niyetli ise şirketin içini boşaltmayı denemez. İyi niyet elbette soyuttur, komiser ve yargıç, niyetle, beyanla değil, bilanço ile ikna olur. Maksat gemiyi yüzdürmek, borç ödemek ise işini bilen hukuki ve mali danışmanlarla konkordato hazırlığına başlanır. Mali danışman işinin eri ise varsa patronun mal kaçırma teşebbüsleri, engel olur. Onu doğru bilgilendirir, varsa likit kaynağı, şirkete geri getirmesini ve konkordato gibi masraflı ve zahmetli bir “maceraya” girmemesini öğütler.  

Konkordato Anlaşması

Hazırlık Süreci: Makul Güvence Raporu ve Kurtuluş Planı 

Dava açma kararı verildi ise “makul güvence raporu” adlı bağımsız denetim çıktısını almak en kritik aşamadır. Yola girdikten sonra hazırlıkları gizli yürütmek önemlidir. Kimse şirketinin zora düştüğünün bilinmesini istemez. Tedarikçiler ürkütülmemelidir. Hazırlıklar yarıda kalabilir. Örneğin güvence raporu alınamayabilir.

Şirket, konkordato davasını hasımsız olarak açar, şirkete kefil olmuş ortaklar varsa (ki vardır) onların da davaya dahil olması neredeyse bir kuraldır. Davayı açmayı planladığınız tarihte 90 günden eski olmayacak biçimde, dönemsel bilançonuz titizlikle hazırlanır. Hesapların “sadeleştirilmesi” faydalıdır. Bu ara bilanço ile bağımsız denetime başvurarak makul güvence raporu almayı beklersiniz. Bir aya kadar sürebilir. Bağımsız denetim kuruluşlarının son dönemde suistimallerden ağır cezalar aldıkları, her şirkete rapor vermeyebileceklerini unutmamak gerekir. Makul güvenceyi alırsanız bu sizin bilançonuzun gerçek, doğru olduğuna mahkemeyi inandırmak için bir delildir. Avukatınız bu arada, varlıklarınızın, borçlarınızın, alacaklarınızın listesini hazırlar. Rehinli (araç) ve ipotekli (gayrimenkul) alacaklılar farklı liste yapılır.

Mali danışman patronla bir araya gelerek gerçekçi bir kurtulma projesi üzerine kafa yorar. Likidite bulma yolları, sermaye artışı, yeni ortak almak, yeni pazarlarda kârlı işler almak vs. nakit üretecek yollar aranır. Buradan ve asıl faaliyetlerden elde edilecek kazanç ile adi alacaklıların ikna edilebileceği bir ödeme planı üzerinde çalışılır. Bu plan, enflasyonist ortamda belki 2-3 yıl sonra hesabını kapatacak olan alacaklıların beklentilerini karşılamalıdır. Bu plan, vadeli olarak tüm borcu, belki artırımlı olarak, kimseye ayrıcalık yapmadan ödemeyi vaat eder. Bu iyi senaryoyla kıyaslanmak üzere; şirketin iyileşememesi, iflasının açılması halinde, alacaklıların -kötü senaryoda- eline geçebilecek miktarın projeksiyonu yapılır. Davada işler yolunda giderse, sadece adi alacaklıların, iyi senaryoyu kabul edip etmediklerini oylayacakları bilinmelidir. Senaryoda değişiklikler yapmaya dava boyunca imkân tanınabilir. Bu imkân vardır ama ilk senaryonuzun da ayakları sağlam basmalı ve komiserleri ikna etmelidir.

Adi konkordato davasının ileri aşamalarına dalarsak okuyucu ilgisinin azalacağını varsayıyoruz, "niş" birkaç konuya dikkatinizi çekerek ilerleyeceğiz. Yukarıda sözü edildiği gibi kötü niyetli ortakların varlığı, beraberinde kredilerin anlamsız kullanımı, mülk satışı, araç satışı gibi “ön ayarlamaları” gündeme getirebilir. Komiserler bunları fark edip süreci bitirebilirler.

Az Bilinen Önemli Detaylar 

Leasing sözleşmeleri konkordatodan etkilenmez, "leased" ekipman işletme devamlılığı için kritik ise borçları ödenmelidir. Komiserler bu ödemeye engel olmazlar ancak ödememek daha makul ise "leased" ekipman, borcu ödenmediğinden geri alınır.

Şirketin bankalarda takasa verilmiş, vadesini bekleyen, çek şeklinde aktifleri olabilir. Takastaki banka aynı zamanda alacaklılardan biri ise bunları vadesinde mahsup eder ve şirkete nakit girişine engel olur. Bu, yasaya aykırı olsa da mahkeme, konkordato içinde dahi buna engel olamayabilir.  

Adi konkordato alan şirketin, davadan sonra oluşacak borçlarını ödemesine engel yoktur. Hatta ödememesi sorun olur. Alacaklıların baskısından sıyrılan şirket eski veya yeni tedarikçileri ile "beyaz bir sayfa" açıp faaliyetini iyileştirerek sürdürmeli, mahkemeye komiserlerin sunduğu raporlarda, "iyileşme" görünür olmalıdır.

Konkordato davası mahkemece reddedilecek olursa yargıç, komiserlerden şirketin borca batıklık durumu hakkında rapor ister. Şirket malen borca batıksa mahkeme şirketin iflasına karar vermek zorundadır. Dava reddolmadan önce, şirket davadan feragat edecek olsa dahi borca batıklık sorgulanır ve dava iflasla sonuçlanabilir.   

Adi konkordato, adı üstünde elinde rehin, ipotek güvencesi olmayan alacaklılara (daha çok çek alacaklıları) önerilecek proje ile vücut bulur. Böyle olunca büyük oranda karşılıksız çek davası ile karşılaşmaktan kaçınanlarca tercih edilir. Aynı mantıkla, alacaklılarının ekserisi banka olan şirketler için bu yola girmek anlamsız olabilir.    

İyileşme emaresi göstermeyen şirketin davası komiserlerin raporu ile mahkemece her aşamada durdurulabilir. Burada komiserlerin “çıkar çatışması” tartışma konusudur. Özellikle banka alacaklıların iddiası: komiserlerin "ücret almayı sürdürmek için kötü şirketlere tahammül ettikleri", alacaklıları mağdur ettikleri yönündedir. Bunun çözümü için geçici mühlet bitiminde komiserlerin değiştirilmesi önerilmektedir. Gerçekten adi konkordatoda komiserlerin rolü ve sorumlulukları çok büyüktür. Tarafsız, işinin ehli, davaya zaman ayırabilecek komiser kurulu tercih sebebidir.   

Komiser kurulu, bir mali müşavir, bir hukukçu ve şirketin iştigal alanından bir uzman ile teşekkül edebilir (misal, konaklama firması için turizm işletmeciliğine vakıf bir komiser). Komiserler süreçte, değerleme uzmanları gibi farklı alanlardan bilirkişilere görevlendirme yapabilirler.

Konkordato, kurtuluş vaadidir ama mucize değildir. Kurtuluşun yolu, bilanço dürüstlüğünden ve iyi niyetten geçer. Mahkeme, komiser, alacaklılar üçgeninde doğru bir proje sunabilen şirket için konkordato sadece bir yargı prosedürü değil, ikinci bir şanstır.”

Adi konkordato yoluna girmek zorunda hisseden okuyucular danışmanlık almak için e-posta ile ulaşabilirler.



[1] Kanun şirket alacaklılarını üçe ayırmıştır: İmtiyazlı alacaklılar (kamu ve işçiler), elinde rehin ve ipotek güvencesi olan alacaklılar, diğer çek-senet veya açık hesap alacaklıları (adi alacaklılar).

Kaçak Elektrik Dosyası: Temelsiz Bir Dava Örneği

Şüpheli Dava, Kaçak Elektrik İddiası 

Her alanda liyakatsizlik, eğitim kalitesinde gerileme, iş yükü, emek sömürüsü, çürümüş düzen, adına ne derseniz deyin, adliyede açılmış davalarda da etkileri görülebiliyor. Bir asliye hukuk mahkemesi için yazılmış aşağıdaki anonim rapor, 50 USD bile tutmayan bir bedel için nasıl dayanaksız bir davanın açılabildiğini göstermek için buraya alınmıştır. Böyle davalar adliyede iş yükünü büyütüyor. 

Davayı açan avukat, dava dilekçesi yazma işini otomatiğe mi bağlamış acaba? Sahada tutulan her tutanak doğru gerekçe ile mi tutuluyor? Dağıtım şirketinin avukatlara verecek sınırsız bütçesi mi var? 

Merak edenler için buyurun okumaya. Yazının sonunda benzer bir rapora ilişikin yazıya bağlantı bulabilirsiniz.

Endekste Tutarsızlık Gerçek mi, İnsani Hata mı?"

**. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ HAKİMLİĞİNE

BİLİRKİŞİ RAPORU | tarih | Esas no202*/*** E. | Davacı ** Dağıtım A.Ş. |Davalı :  O** D**

Konusu: İtirazın iptali

İNCELEME KARARI

Sayın mahkemenizin ** tarihli dördüncü celsesinde, dosyanın bilirkişiye tevdii ile davalının davaya konu tutanaktaki sorumluluğu hakkında inceleme yapılmasına karar verilmiştir. İnceleme, dosya muhteviyatı üzerinden yapılmıştır.

1. OLAY ve DAVA

Davacı şirket, bir adet enerji faturasının tahsili için başlattığı icra takibinin devamı için işbu davayı açmıştır. Bu faturanın dayanağının bir kaçak enerji tespit tutanağı olduğu görülmüştür. Davaya konu mesken adresinde tanımlı, *** numaralı tesisat numarasında, ** seri numaralı LUNA marka sayaç bağlıdır. Davalının abonelik başlangıcı 01 Temmuz; bitişi 19 Temmuz 20**'dir. Davalı, dosyadaki yanıtlarında, adreste daha önce yapıldığı iddia edilen onlarca ihlalin ve biriken borcun *** ile ilişkili olduğunu, kendisi abone olmaya karar verdiğinde enerjinin kesik(mühürlü) ve aboneliğin kapalı olduğunu, geçmişten sorumlu tutulmayacağına güvenerek abone olduğunu beyan etmiştir.   


2. OLAY KORONOLOJİSİ

Olay Tarih Endeks
Önceki abone terki 16.05.202* 9146,474
Yeni abone tertibi 01.07.202* Bilinmiyor
Mühürleme ve endeks tutanağı 14.07.202* 9379 veya 9579
Kaçak tutanağı 18.07.202* 9489,732
 
 3. TESPİT ve DEĞERLENDİRME

Davacı *** EDAŞ'ın, kaçak tahakkuk hesabını izah ettiği dosyadaki bir belgeden, aşağıdaki alıntı yapılmıştır;

......Tüketim noktasını 01.07.202* tarihinde O** D** nin devir alması sonucunda enerji açımına gidildiğinden daha önceden T toplam: 9146,474 kWh endekste kesik olan enerjinin açılmış olduğu ve T toplam: 9489,732 kWh endekse kadar kullanım yapıldığı tespiti ile tüketici mağdur edilmemiş enerji açımı yapılmıştır. Fakat kesim endeksi olan 9146,474 kWh endeks ile enerji devir açım esnasında tespit edilen 9489,732 kWh endeks arası 343,260 kWh yapılan tüketimin kime ait olduğu araştırılmış olup;
KÇ2210602 serili tespit föyü ile tüketimin O** D** tarafından yapıldığı tespit edilerek .........


Metinde özetle: "tahliye endeksi ile başlangıç endeksi arasındaki fark bulduk, bundan yeni abone sorumludur" denilmektedir. Bu dosyada tahliye endeksi belirli iken abone başlangıç endeksi belirsizdir.  Normalde ikisinin aynı endeks olması beklenir. 16/5 - 01/7 arasında (davanın sebebi bu karanlık bölgedir) tüketim olmuş mudur, oldu ise davalı  mı yapmıştır? Davacı, "komşuların beyanına" dayanarak davacıyı sorumlu tutmaktadır. 
Dağıtım şirketlerinin iş yoğunluğu nedeniyle bazen abonelerden, başlangıç endeksinin fotoğraf ile belgelenmesini istediği bilinmektedir. Bu olay öyle değildir. Başlangıç endeksi dosyada yoktur ama başlangıçtan iki hafta sonraya tarihlenen, dosyadaki ölçü kontrol ve sayaç mühürleme tutanağı -orijinal raporda görseli- verilmiştir. Kapalı ve mühürlü abonenin yeniden açılması sırasında düzenlenmesi beklenen bu belge, neden iki hafta geç tarihlidir? Yukarıdaki izahatta bu belgeye neden hiç değinilmemiştir? İzahta, abone terki ile kaçak tutanağı (18 Temmuz) arası dönem esas alınmaktadır oysa 14 Temmuz tarihli ziyarette alınan endeks, dağıtım şirketi açısından doğru ve geçerlidir. Öncesinde bir belirsizlik olsa bile 14-18 Temmuz arasında usulsüzlük iddiası dayanaksızdır.   


Yukarıda değinilen EDAŞ tahakkuk izahından alıntılanmış -orijinal raporda görseli var- görselde ikinci bir durum göze çarpmaktadır. 9489,732 endeksi kaçak tutanağındaki 18 Temmuz endeksi olduğu halde hatalı biçimde 03 Temmuz abone açım endeksi olarak kabul edilmektedir. Bu uygulama hatalıdır ve dosyadaki diğer bilgilerle çelişir. Çelişen iki belgenin görseli yukarıda verilmiştir. Ayrıca endeks geriye gitmeyeceğinden 14 Temmuz endeksi başlangıçtan küçük olamaz (9489 > 9379). 
14 Temmuz endeksi 9379 yerine 9579 kabul edilse bu kez de 18 Temmuz tarihli tutanaktaki endeks hatalıdır (9579 > 9489), zira endeks gerilemiş olur.

4. KANAAT VE SONUÇ

Davacı şirketin, usulünce abone olan davalının başlangıç endeksini belirlemekte ihmali olabileceği kanaati oluşmuştur. Davalının, abone olduktan sonra gelip enerjiyi kendisinin açtığı varsayılabilir. Bu doğru ise bile davacının bundan bir şikayeti dosyada yoktur. Zira 14 Temmuzda abone sayacı kontrol edilip mühürlenmiş, bir usulsüzlük tutanağı düzenlenmemiştir. Bundan dört gün sonra düzenlenen tutanakta ise sözleşmesiz enerji kullanıldığından bahis vardır oysa o tarihte geçerli sözleşme bulunmaktadır. Bu davanın varlığından anlaşılmaktadır ki tutanağın asıl meramı, karanlık bölgede kalan günlerdeki sözleşmesizliğe işaret etmektir. Tutanak davayla paralel değildir. Davanın ispatına katkı koyamaz. Bu sebeple dağıtım şirketinin EPTHY (Enerji Piyasası Tüketici Hizmetleri Yönetmeliği) uygulamasında özenli davranmadığı kanaati oluşmuştur. Davacı şirket güvenilir bir başlangıç endeksine ve makul tarihte bir ilk mühürleme tutanağına sahip değildir. Üstelik 14 Temmuzdaki mühürleme davalı için bir nevi "temiz kağıdıdır". 
Davacı, başlangıç endeksi ile tahliye endeksini eşit kabul ederek kaçak tutanağı yerine normal dönem faturası düzenleyecek olsa hem bedeli ödenmemiş bir enerjiden bahis olmayacak hem de muhtemelen abone buna itirazı bile düşünmeyecektir zira görece düşük miktar bir enerji harcanmıştır. Yapılması daha makul olan  budur. Oysa dağıtım şirketi, yukarıda anlatıldığı gibi işlem tertip etmekle hem işlemi açıklamakta zorlanmış hem de çelişkili hesaplar yapmıştır. 

Dosyada bulunan belgeler çerçevesinde davacının, EPTHY hükümleri doğrultusunda açık bir aykırılık ve usulsüzlük tespit ederek belgeleyemediği kanaatindeyiz. Başlangıç endeksi = tahliye endeksi kabulü ile normal dönem faturası düzenlemek yerine dayanağı açıklanamayan bir kaçak tutanağı düzenlemek hatalı işlemdir. Davalının davaya konu tutanakta sorumluluğu bulunmamaktadır.

Dört sayfadan ibaret bu rapor sayın mahkemenin takdirine sunulmuştur.                                                                          

*** Mühendisi     
Bilirkişi Sicili ***** 

Tüketici Mahkemesine Sunulmuş Bilirkişi Raporu

Elektrik Kaynaklı Hasar Davasından, Gerçek Bilirkişi Raporu 

Tüketici hakem heyetleri, bir süredir kararlarını görevlendirdikleri bilirkişinin raporu ışığında verebilmektedir. Rapor alıp sonrasında karar verilen dosya oranı nedir, istatistik olarak bilinmemekle beraber, hakem heyetlerinin tüketiciden yana karar almaya meyilli olduklarını söylemek hatalı olmaz. 

Aşağıda geçen olayda, hakem heyeti tüketiciyi haklı bulmuş ancak dağıtım şirketi kararı bozmak için dava açmıştır. Tüketici, bir "oh" çekip zararını giderdiğini sanarken açılan dava ile şaşırır, üstelik davayı kaybetmesi halinde bir de hukuki masraflar çıkacağından endişe etmeye başlar. Öyle de olur dava açılınca iş daha ciddileşir, "ispat yükü", avukat tutup tutmama ikilemi derken sinirler gerilir. 

Aşağıdaki metin gerçek bir davada mahkemeye sunulmuş bir bilirkişi raporudur. Tüketici, zararını elektrik dağıtım şirketine "yıkmak" (rücu etmek) için hakem heyetini ikna etmiştir ama mahkemenin görevlendirdiği uzman aynı fikirde değildir. Rapor sonrasında dosyanın nasıl ilerlediğini bilemeyiz. Hâkim, bilirkişinin raporunu "hükme esas alınabilir" bulursa kararını verebilir, tersi de olur, başka bilirkişi de görevlendirebilir.

Hakkınızı aramak için yola çıkarken haklı olduğunuzdan emin değilseniz, ummadığınız maliyetlerle de karşılaşmak mümkün (emin de olsanız mahkemeyi iknâ etmekte güçlük yaşayabilirsiniz). Örnekse, elektrik dağıtım şirketleri onlarca avukatı ile haklı da olsa haksız da olsa sonuna dek "kalesini" savunmaktadır.

*Tüketici hukukuna ilişkin bir başka örnek okumak için tıklayınız


***  *. TÜKETİCİ MAHKEMESİ HAKİMLİĞİNE                                                 

TEKNİK BİLİRKİŞİ RAPORU

Esas no          : 2022/*** E.

Davacı            : **** Elektrik Dağıtım A.Ş.

Davacı Vekili   : ***

Davalı            : **** (**** apartmanı)

Konusu          : Hakem heyeti kararına itiraz

İNCELEME KARARI

Sayın mahkemenin 22.09.2022 tarihli ara kararında, -yerinde inceleme yetkisi de verilerek - çekişmeli konu hakkında bilirkişi raporu alınması istenmektedir. Tarafıma tevdi edilen 2022/*** E. sayılı dosya incelenerek, konunun uzmanlık alanımızda olduğu görülmüş, dava konusu adreste 06.01.2023'de inceleme de yapılmak suretiyle görüş, kanaatimizi içeren işbu rapor hazırlanmıştır.

1. UYUŞMAZLIK

Davalı tarafından temsil edildiği anlaşılan apartman yönetimi ile davacı şirket arasında, abone sözleşmesinden doğan tedarikçi-tüketici ilişkisi olmasa da, **** ilinde elektrik dağıtım hizmeti, münhasıran davacı şirketçe sağlanmaktadır. Davalı apartman yönetimi, 9456***998 numaralı hizmet noktasında kayıtlı bağlantı anlaşması ile elektrik enerjisi kullanmaktadır.

Davalı, 02.04.2022 tarihinde **** THH 'ne başvurarak elektrik şebekesi kaynaklı maddi zarara uğradığını belirten davalı, THH'nin 10.06.2022 tarihli kararı ile talep ettiği 6.000,00 TL bedelin tamamı için lehte karara erişmiştir. Dava, bu kararın iptali taleplidir.

2. DOSYADAKİ BULGULAR

2.1 Davalı, 02.04.2022 tarihinde hakem heyetine başvurmuştur. Uyuşmazlık bedeli olarak 6000,00 TL'nin yanında delil olarak, iki arıza bakım fişi ve bir adet fatura beyan edilmiştir. 09396 numaralı bakım fişi, 20 Mart 2022 tarihli olup **** Asansör Ltd. tarafından düzenlenmiştir. "yüksek voltajdan dolayı motor kabloları ve cihaz (??) yanmıştır" ifadesi yazılıdır.

2.2 Davacı **** EDAŞ'ın 25.11.2022 tarih 45463 sayılı yazısında, 327***096 numaralı tesisata ait 2022 yılı kesinti raporları ve 70***5 numaralı dağıtım transformatöründen alınmış gerilim kayıtları da eklenmiş ve tüketicilere sağlanan gerilimin teknik kalite sınırları içerisinde olduğu vurgulanmıştır.

2.3 Davacının yazılı beyanlarına paralel biçimde, hasar gören bina ortak alan aboneliği dışında, binada bulunan diğer tüketici abonelerin herhangi birinden, olaydakine benzer bir -şebeke kaynaklı- hasar iddiası dosyaya girmemiştir.

3. YERİNDE İNCELEME BULGULARI

06.01.2023 tarihinde dava konusu binada, asansör makine dairesi ve ortak sayaç/enerji dağıtım tablosunda inceleme yapılmıştır. Binanın yapı denetim şirketi gözetiminde yapılmış bir bina olduğu ve iç tesisatında bir kusur olmadığı değerlendirilmiştir.

Asansör, kademesiz hız kontrollü, 4 duraklı ve otomatik kat ve kabin kapılıdır. Makine-motor 7,5 kW gücünde olup redüktörlüdür. Periyodik denetimi 07.11.2022 tarihinde yapılmış ve uygunsuzluklara rağmen kullanımında engel olmadığı şeklinde etiketlenmiştir. Asansör kontrol panosunda Konel Elektronik, Revo_LC kodlu asansör kontrol kartının olduğu görülmüştür. Aynı panoda Konel Revo Drive 7,5 kW güçlü frekans kontrollü hız ayarlama ünitesinin de çalışır durumda olduğu görülmüş, dava konusu arıza sonrasında bu cihazın eskisi yerine takıldığı anlaşılmıştır (bkz. foto. eki).

Davalıdan, tamirat sonrasında çıkan sorunlu parçaların inceleme için hazır edilmesi istenmiş ancak bu sağlanamamıştır.

4. DEĞERLENDİRMELER

4.1 ŞEBEKE KALİTESİ

Dosyaya davacı şirket tarafından sunulan teknik ölçümler, faz nötr arasında 227-237 V aralığındaki sağlıklı ölçmelere işaret etmekte olsa da tek başına her bir "t" anı için davacının kalite şartlarını sağladığına delil olamaz. Dosyadaki diğer unsurlar gözetilerek kanaat oluşturmak gerekmiştir.

4.2 İNCELENEN ASANSÖR KONTROL PANOSU

Yerinde görülen asansör kontrol panosuna olay sonrası takılan davaya konu sürücü cihazının 4 adet montaj vida deliği bulunmakta olup ekli fotoğrafta görüleceği üzere dört delikten üçü boştadır. Panoda en altta bulunan bağlantı terminallerinde siyah, is benzeri kirlilik izleri açıkça görülmektedir. "yüksek voltajdan dolayı motor kabloları ve cihaz yanmıştır" ifadesinde geçen motor kabloları yanmıştır tespiti ile terminallerdeki kirlilik örtüşmektedir.

Davaya konu olayda iddia edildiği gibi dağıtım şirketi kaynaklı olarak tüketicilere kalite sınırları dışında gerilim verilmesi süre bakımından iki şekilde olabilecektir. Birincisi transient yada çok kısa süreli tabir edilen geçici olaylar veya uzun süreli ve dakikalarla ifade edilecek olaylardır. İkincisi durumunda olaydan etkilenen tüketici sayısı çok fazla olacağından bu olayda geçici aşırı gerilimler üzerinde durulmalıdır.

Geçici aşırı gerilim durumunda bakım fişinde değinildiği üzere bağlantı hatlarında (motor kabloları) bir hasar oluşması beklenen bir durum değildir. Kablo bağlantı hasarı genellikle, tasarım (ürün seçimi), malzeme veya işçilik hatalarında beklenebilir.

5. SONUÇ VE KANAAT

Yukarıdaki bulgular ve değerlendirmeler ışığında:

-Dava konusu hasarı, davacı şirket sorumluluğundaki enerji dağıtım şebekesindeki kusur ile ilişkilendirecek bir hususa, dosyada ve yerinde incelemede rastlanmamıştır.

-Arızaya müdahale eden ekibin yada arızalı frekans konvertörünü atölyede değerlendiren personelin eksik inceleme ile hatalı kanıya varması yüksek olasılıktır. "yüksek voltajdan dolayı motor kabloları ve cihaz yanmıştır" ifadesi yüzeysel ve temellendirilmeye muhtaç bir teşhistir.

-Kesin olarak söylemek mümkün olamasa da olayın şebeke kaynaklı olmadığı kanaati kuvvetli biçimde oluşmuştur.

-Davalı apartman iç elektrik tesisatının, olayda bir etkisi olmadığı kanaatine varılmıştır.

-Sürücü cihazında şebeke kaynaklı hasar ile motor kablolarındaki hasarın birlikte oluşması tutarlı değildir. Yeni cihazın montajında dört montaj deliğinden sadece birinin kullanılması mahkemenin takdirine bırakılmaktadır. 09.01.2023

Takdiri mahkemenize aittir. Sayın mahkemenize arz olunur.

Bilirkişi

*** Mühendisi

Sicil****     (Elektronik imzalıdır)

EK: 3 sayfa halinde inceleme fotoğrafları

Mahkeme tebilgatını okuyan tüketici

 

Teleferik Kazasından Geriye Kalanlar ve Mühendis Sorumluluğu Üzerine

Antalya Teleferik Kazası

Sözde "asrın feleketi" denilerek kamuoyu tepkisi azaltılmaya çalışılan, Şubat 2023 depremlerinde, cezaevine müteahhitlerin, mühendislerin konulması ülkenin alışık olduğu bir durum değildi. Kısmen yine "gaz alma" hedefli bu tutuklama dalgasının belediyelerdeki yada siyasetteki sorumlulara da uzanması pek beklenmiyordu, öyle de oldu. Ama şunu gördük ki inşaat mühendisinin attığı imza 30 yıl sonra bile peşini bırakmıyor; ustanın, bir katın kolonlarında bağlamayı unuttuğu etriyelerin bedelini gün gelip masumlar ödüyor. Seçim zamanı yaklaşınca nasılsa çıkarılacak "imar affına" güvenen "Anadolu irfanı" ile dopdolu yurttaş, hep beklediğini aldı. Bu ülkede mühendis olmak, hele bir yerlere imza atmak akıl işi mi? 

2017'de işletmeye açılan Antalya Tünektepe teleferiğinde 2024 Ramazan bayramı tatilindeki kazada bir can kaybedildi. 23 saat süren, askıdaki ikiyüze yakın insanın kurtarılma operasyonu, olayı yeterince medyatik hale getirdi ve sonuçta yeni seçilmiş bir belediye başkanı ve mühendis teknik yöneticiler dahil hızlı tutuklamalar geldi. Savcılık, helikopterler insan kurtarırken bilirkişi heyetini görevlendirdi. Alışık değildik hızlı çalışan adliyeye, koltuk korkusundan Cumhuriyeti savunamayan Cumhuriyetin savcıları bu kez şaşırtıcı biçimde hızlı hareket etti, hep böyle olsun diyelim. 

Avrupa'da, özellikle Alplerde; İtalya, Avusturya, İsviçre'de çok yaygın biçimde teleferik kullanılmakta. En iyi tünel müteahhitlerinin, en uzun tünellerin İtalya'da olması gibi bu ülkeler teleferik işini de iyi biliyor. Buna rağmen Mayıs 2021'de İtalya'da (Mottarone dağı) 13 kişinin öldüğü bir teleferik kazası olmuş (*link). Mühendislik işleri ihmale gelmiyor. Mottarone'deki tesisin yapımı 1967'de başlamış. Antalya'daki 2012'de il özel idaresince ihale ediliyor ama firma işi yarım bırakıyor. Belediye, 2016'da tamamlama ihalesi yapıp tesisi açmış, bir belediye iktisadi teşekkülü de işletmesini üstlenmiş. Tabi bu şirkette sorumluluk üstlenen mühendisler, teknisyenler ve onların amirleri çalışmakta. İlk bilirkişi raporuna bakılırsa, bakımlarda ihmaller olmasa kaza olmayabilirmiş. Bu olayda sadece mühendisler değil onların amirleri de suçlanıyor. Teknisyenler, ertelenen bakım kalemlerinden ötürü amirlerini suçluyor. 

Kaç mühendis -tekerlek kırılmazdan önce- yolunda gitmeyen işi yazılı olarak üstüne rapor edebilir? Etse, erteleme olmaz ve kaza engellenebilir miydi? İşimize hâkim miyiz peki mühendis olarak, yoksa teknisyenin getirdiği her formu, raporu klasörüne takıp geçiyor muyuz? (edit: iddianameyi okuduğunuzda sorumlu belediye çalışanı mühendisin, nasıl bir sorumluluk altında olduğunu bilmediği yada bildiği halde sıyrılmaya çalıştığını üzülerek görüyorsunuz) 

Bir tesis, yüksek emniyet katsayıları ile doğru proje ile inşa edildiğinde, "asgari bakımla" belki 20-30 yıl kimsenin burnu kanamadan çalışabilir de. Ama testi kırıldığında hesabını verecek olanlar mühendisler olur. O halde işimizi iyi bileceğiz, sürekli gelişeceğiz, ihmal gördüğümüzde korkmadan yazılı raporumuzu amirin masasına koyacağız. Mazereti adliyede savcıya vermemek için çok önce amirlerimize yazılı olarak gerekçeleri sunup kafamızı rahat ettireceğiz. 

Antalya teleferik kaza kırılan direk mast
Antalya'da kazanın kök nedeninin, bakımsız halat makaraları, çalışmayan veya devre dışı bırakılmış "halat pozisyonu denetleyici" koruma sistemi olduğu düşünülmekte. Sistemi çekerek hareket ettiren halat, iki makara arasına sıkıştığında otomasyonun, cer gücünü kesip mast direğine yatay yük gelmesini engellemesi beklenir ama bu olmayınca, direk, ek yerindeki civataları kesiyor, bütünlüğünü koruyamıyor. Direk temeli sağlam görünmekte. Projede yatay yük en kötü senaryoda ne kadar hesaplandı? Direk biraz daha dayanabilse, ana makinadaki zorlanmayı arttırabilse başka bir aşırı yük koruması çalışarak emniyeti sağlar mıydı? Metrik 22/ 8.8 civata somunların yere düştüğüne raporda değinilmiş. Böyle bir sistemde M22 narin kalır mı? 8.8 yerine kesme dayanımı yüksek 14.9 civata çok mu maliyetli? Yada 8.8'ler bakımda torklanmış mıydı? 
Tesise bakım hizmeti satın aldığınız işletmenin personeli işi savsaklıyorsa bunun mühendis olarak farkına varmanız mümkün müdür? Astlarınız işi biliyor mu yoksa ahbap çavuş kadrosundan mı işe girmiş? Yani yıllarca eve ekmeğinize götürebilirken, kötü bir günden sonra kodese giden mühendis olmak çok mümkün. 

Antalya Tünektepe kaza kabin
Olay olduğunda, sorunlu direkten geçmekte olan kabinin, düşen direk(mast) parçasının çarpması ile taban bütünlüğünü kaybettiği ve yolcularını düşürdüğü tahmin ediliyor. Direk düştüğünde, halatın yerden yüksekliği (sehim denebilir) yeterli olamayacağından, kabinin tabanını yere çarptıktan sonra tabanı ve yolcuları yerde bırakması da ihtimaller arasında (edit: bu ihtimal elendi). Kırılan direkten kıvılcım çıktığı, aynı gün en az iki kez ihbar edilmiş ve ciddiye alınmamış ise işletme zaafı maalesef çok nettir (edit: ihbarın görüntüleri yayımlandı, iddianamede operatör personelin "cahilliği" gün yüzüne çıktı). Asıl korkuncu, -sosyal medyada konuşulanlar doğru ise- tesisin "talihsizliğinin" (yarım kalıp geç bitirilmesinin), sahipsizliğinin, güvensizliğinin sektör içinde kulaktan kulağa fısıldanıyor olmasıdır (edit: bilirkişi heyetinin mast direklerinin statik projelerine erişemediği konuşuluyor). Belediyelerin işletmesindeki tüm tesislerin risk altında kabul edilerek yetkin ellerce denetlenmesinin zamanıdır. 

İdare mahkemesindeki bir davada, bina malikleri, binalarının güvensiz olduğunu iddia etmiş, yapı kullanma izninin iptali için -yükleniciyi değil- belediyeyi dava etmişlerdi. Davanın bir aşamasında binanın denetlenmesi istendiğinde belediye, "yapı kontrol biriminde ilgilisi mühendis olmadığından" bahisle denetimi başka birimlerden bulduğu personelce ancak yapabildiğini "secaat arzederken" bildirmişti. Önceki paragrafın sonunda varılan kanaatin "boş beleş" olmadığını anlamak için bunu söylemeden geçmek olmazdı (üstelik bu belediye küçük bir belde değil, en büyük il adaylarından biridir).

Peki Antalya Belediyesinde görevli mühendis vardı da ne değişti? HİÇ!

Edit: Beklendiği gibi şüpheliler birer birer adli kontrolle salıverildi. Asıl sorumlulara uzanıl(a)madı. İddia edildiği gibi statik projesi ehil ellerde çözülmeyen bir tesis, "ustaların hünerli ellerine" bırakıldı ise önceki başkan döneminin iddianameye girmemesi, sevgili "adalet saraylı hukukumuzun" bir "övünç nişanı" daha olmuştur

Antalya Tünektepe Teleferiği/ANET

Bir Kez Daha Muhalefet Şerhi

Mühendis Üyelerden Oluşan Bilirkişi Heyeti 

Üç meslektaş bir dosyada heyete dahil edilmiştik. Mahkeme, bir elektrik hırsızlığı davasında dağıtım şirketi ile abone arasındaki uyuşmazlık için görüşümüzü sormuştu. Hırsızlıkla suçlanan abone ticaret erbabı idi, yan yana iki dükkânı birleştirip açtığı işyerinde küçük ölçekte üretim yapıyordu. Hırsızlık iddiasına o kadar içerlemişti ki dev bir bez afiş yaptırarak dükkan cephesine asmış, konuyu medyatik hale getirmiş ve elinden geldiğince meramını anlatmaya çalışmıştı. 

“Bir raporda veya kararda katılmadığınız noktaları nasıl ifade edersiniz? Muhalefet şerhinin anlamı ve örnekleri burada”

Heyet, birbirine yakın yaşlarda mühendislerden kurulmuştu. Kadın meslektaş bir kamu kurumunda yönetici idi, profesyonel hayattaki görevi dava konusuna yakın sayılmazdı. Diğer meslektaşın görevi hem konuya daha yakındı hem de bilirkişi deneyimi kat kat fazla idi. Üstelik aynı olayın başka bir mahkemede görülen dava dosyasında rapor sunmuştu, olayı biliyordu. Aslında olayla ilgili görüşünü sunduğundan tekrar rapor sunması yanlış olacaktı (farklı düşünenler olabilir ama bana kalırsa ikinci kez görev kabul etmeyip çekilmeliydi). Öyle ya kanaati belliydi, onu değiştirmesi kendini inkâr olurdu. 

Titiz bir mühendisti, dikkatini başka bir dosyada beğenmiştim, kadın mühendisle birlikte geçmişte raporlar yazdıklarını biliyordum. Bana, yüz yüze iken olayın geçmişini anlattı ve önceki raporda vardığı kanaatin nedenlerini açıkladı. Emek harcamadan ona katılmamı bekliyordu, ne de olsa arşivde önceden yazılmış hazır rapor vardı. Dosyaya çalışacağımı söyledim ve öyle de yaptım. 

Dosyaya, öğretim üyesi profesör bir meslektaşın raporu girmişti ve bizim heyetteki meslektaş ile aynı sonuca varıyordu: tüketici ayrı hat çekerek enerjiyi sayaçtan geçmeden kullanmıştı. Burada olay hakkında bilgi vermek gerekecek. İki dükkan var demiştik, iki de abone sayacı. EDAŞ ekibi gelip her iki sayaç öncesi devre kesicilerden enerjiyi kesiyor ama bir yerde aydınlatma ışımaya devam ediyor. Bunun üzerine motorlardan kontrol ediyorlar ve iki fazın kesildiğini bir fazın hala var olduğunu görerek sayaç haricinde bir hatla enerji çalındığı sonucuna varıp tutanak tutmaya yelteniyorlar. İş yeri sahibi telefonla kendi elektrikçisine ulaşıyor. Girişteki kesicilerin bazen görev yapmayıp enerjiyi kesmediğini, aç-kapa yaparlarsa düzeleceğini öğreniyorlar ve hakikaten öyle oluyor fakat EDAŞ personeli ikna olmayıp tutanağı tutuyor. Kanun dışı hattın yerini tespit etmeyi denemiyorlar, "dükkan malzeme dolu olduğundan tespit yapılamadı" gibi bir notla yetiniyorlar. "Denildiği gibi devre kesici bir fazı kaçırsa idi biz bunu sayaçtan farkederdik" mealinde bir beyanları da dosyaya  girmiş. Ama şunu atlıyorlar, sayaç 1993 model mekanik sayaç ve fazları ekranda göstermiyor.

MCB minyatür devre kesici
Tutarsız noktalar çok olunca benim kanaatim arkadaşın tam aksi yönünde oluştu. Öyle ya 20 yıllık bir devre kesici kim bilir kaç kısa devre gördü? Belki kesme kapasitesi düşük seçildi. Kontaklar zamanla fonksiyon kaybına uğrayabilir. Deneyimli bir personel bu olasılığı hemen oracıkta ölçü aleti kullanarak eler. Bunun yerine, -elektronik olmayan- "sayaç ekranına baktık fazlar yoktu" demek acizliktir. Keşfe de katılmış olan profesör meslektaş "devre kesicinin iki fazı kesip bir fazı kaçırması olası değildir" demiş. Bizim heyetteki meslektaş, abonenin bir yıl sonraki tüketimleri ile kıyaslama yapınca tüketimde artış da görmüş ve hırsızlıktan şüphesi kalmamış. 
a lamp and a circuit breaker with AI
Taslak raporumu yazıp iki üye ile paylaştım, kadın meslektaşın kanaatine göre kimin azınlıkta kalacağı belli olacaktı. Beklenen oldu ve azınlıkta kaldım. Koskoca profesörden iyi mi bilecektim öyle ya! Tüketimdeki artışın siparişlere, yeni makine yatırımına, piyasanın durumuna bağlı olabileceğini, salt tüketime bakıp diğer etkileri dikkate almamanın hata olacağını söyledim. Durum netleşince final muhalefet şerhimi yazıp görüşlerine sundum. "Mühendis Bey" köpürdü, "taraf avukatı" gibi yanıt vermişim (onların raporunu çürütmüşüm), hakimle konuşup raporu nasıl vermemiz gerektiğini soracakmış. Örneğin yüksek yargıda "nasıl karşı oy uygulaması varsa öyle sunarız, hepimiz aynı kanaatte olacağız diye şart mı var" dedim ve öyle sunduk. Yani üç imzalı ve altına şerh notu düşülmüş ana rapor ve ayrı sunulmuş karşı oy raporu olarak.

EDAŞ personelinin davranışını sorgulamayan (tutanağı tutup ilave hattın yerini bulmamak, aboneye "sen bildiğin yoldan yine git" demektir) çelişkiyi göremeyen heyet üyelerini iknada başarısız oldum. Aslında o aşamada bile en ufak bir şüphe duydu ise meslektaşım dosyadan çekilebilirdi. Onu, vicdanı ile kendi bilecek artık. 

EDAŞ'larda düşük ücret politikası ile personelde hem nicelik hem nitelik düşmektedir. Bir delinin attığı taşı kaç mühendis çıkaramadık görüldüğü gibi. 

Heyet raporlarında muhalefet şerhine örnek diğer yazımızı okumak için 

Adli Bilirkişiyi Kim Seçer?

Bir keşif incelemesi sırasında keşif minibüsü içinde, farklı dosyalarda görevlendirilen 5-6 bilirkişi, hâkim, kâtip, mübaşir, şoför seyahat halinde idik. İncelemeye gidilen -sıradaki dosyadaki- adresin konumunu cep telefonundan bularak şoföre yol tarif etmeye çalışan bilirkişi hanım, 20’li yaşlarının ancak ortalarındaydı. Kendisini zaman zaman görüyordum, ben bile gördüğüme göre çok dosyada görev alıyor olmalıydı. Gencecik yaşında bilirkişi olmak üstelik de mahkemelerden bolca görev alabilmek kolay şey değildir. Esasen bilirkişilik, mesleğinde yıllarını geçirdikten sonra yapılabilecek iştir kanımca ama harita mühendisliği alanında böyle değil zahir. Haritacı kardeşimizin telefonunun bataryası bitince, başka bilirkişinin telefonundan “parsel sorgu” uygulamasına girdi, zor zahmet adrese bizi ulaştırdı. Evet böyle oluyor, diyelim 3 veya 5 kişilik bilirkişi kurulundasınız, bir kişi haritadan adres buldu diye sizinle aynı ücreti alabiliyor, üstelik siz günlerce dosya okuyup 10 sayfa ile rapora katkı yapmış bile olabilirsiniz. Harita mühendisine gerçekten ihtiyaç olan dosyalar tabii ki var ama nedense (heyeti tek sayıda kişiden oluşturmak bile olabilir nedeni) yeri hakkında hiç soru işareti olmayan parseli bile göstersin diye kurula haritacı eklenebiliyor. O da şu mutat cümle ile rapora katkısını(!) koyup ücretini hak(?) ediyor. “Dosyada verilen adrese heyetle birlikte gidildi, yanımızdaki harita ile köşe koordinatları alana uygulandı.”

Kamulaştırma heyet dosyalarında harita mühendisi ve daha çok da ziraat mühendisi üyelerin rapora emeği geçer. Yargıtay, enerji nakil hattı kamulaştırma davalarında heyette elektrik mühendisini şart koşuyor olacak ki bizi de heyete yazarlar. Esasen rapora çok katkımız olmaz. Bundan ötürü keyif de vermez (tezattır ama çoklu davalar söz konusu ise ücreti mükemmel olabilir). Beyan edilen uzmanlık adedine kısıtlama getirildiğinde kamulaştırma alanından hemen vazgeçmem bundandır.

Daha önce hiç görev almadığımı bir mahkemeden üst üste birkaç kamulaştırma davası görevi gelmişti. Şaşırtıcı idi. Üçüncü keşiften sonra mıydı, mübaşir hanımefendi, minibüsten inerken, kaleme perde alacaklarını ve reddiyatımın bir kısmını verip veremeyeceğimi sordu? Geçmiş zaman, belki de (500,00 TL olabilir) adam başına düşen bedeli de söylemiş olabilir. Kabaca 3 dosyadan diyelim brüt 2000 alıyorsam dörtte biri ile “perde alma fonuna” katkım isteniyordu. Bu mahkeme ile sıkça keşfe gittiğini mübaşir ile samimiyetlerinden anladığım ziraat ve harita mühendisleri ödemeyi tereddütsüz kabul ettiler. Ben bunun bir para sızdırma yöntemi olduğuna kanaat getirip ödeme yapmadım. Bir daha da o mahkemeden hiç dosya almadım. Mübaşir, diğer elektrikçilerden de yüz bulamamış olacak ki beni de denemiş, olmayınca “sıradaki” üyeden yüz bulmak için şansını denemeye karar vermiş olmalıydı.

Sayın hakimler bilirkişi görevlendirme işini kalem personeline havale ederlerse onlar da suiistimal edebilirler. Adalet için bu kadar önemli bir enstrümanı seçerken, kalemdeki çoğu acemi katipler ya da kart mübaşirler neden inisiyatif alsın? Ben o gün ki toy halimle konuyu gidip bölge kurulu başkanı ile dahi görüştüm, hiç yardımcı olmadı. Tecrübeli bir avukat arkadaş, böyle bir konu ile hasım kazanmanın yanlış olduğunu söyledi de uzun süre kafamı meşgul eden konuyu kapadım.

Bilirkişi listesine dahil olmakla dosya/görev yağacağını zanneden adaylar varsa (çok az bulunan uzmanlıklar istisna olabilir) bir kez daha düşünsünler. Kendi çalışacağı bilirkişiyi ya da heyeti kendi seçen hakimler parmakla gösterecek kadar azdır. Rapora katkısı hiç olmayan veya tespitleri gerçekle hiç bağdaşmayan bilirkişiler hiç elenmeden görev almaya devam edebilirler. Bazı kalemlerin heyeti kurması için güvenip aradığı bilirkişiler vardır. Örneğin bir inşaat mühendisi aranır, o diğer disiplinlerden sürekli ve uyumlu çalıştığı arkadaşlarının ismini vererek görevi dağıtır. Bu uygulama olumlu sonuçlar da verebilir ama sakıncalı olma riski daha fazladır. İlk aranan kişi tüm dosyayı maniple edebilir.

Siz mükemmel rapor da yazsanız tarzınızı beğenmeyen hakimler de olabilir. Rapor girişinde dosyanın uzun uzadıya özetini yapmamanız hoşuna gitmeyebilir örneğin. Sadece raporun finalini okuyan hâkim, finalde düşen enerjinizle ancak bağladığınız raporu beğenmeyebilir. Esasen bu iyi bir şeydir, çünkü “bu raporu beğenmedim bu kişiyi bilirkişi havuzundan çıkarın” diyen hâkim, kalem personeline de hakimdir.

Bilirkişi seçimi, düşük ücret takdiri, sonu gelmeyen ek raporlar, niteliksiz heyet üyeleri, işine gelmeyenlerin bölge kuruluna şikayetleri vs. vs. dilimiz döndüğünce bilirkişi dünyasına içeriden bakmayı sürdürmek niyetimiz.