20. YY HAVACILIK YALANLARIMIZ
Orwell’in 1984’ünü anıp, yazarın kulaklarını sık sık çınlatan
ülkeler sıralansa kimselere kürsüyü kaptırmayacağımızı biliyoruz. Dezenformasyon
dünyanın sorunu evet ama Küçük Asya’da patolojik vaka. Konjonktürel olarak
sakız gibi çiğnenen, okumuşun okumamışın yanlışı yaymayı sürdürdüğü, doğrunun
90 yıl geride kaldığı ve hep orada gömülü kalması istenen bir konu var:
Cumhuriyet sonrası sivil uçak sanayii kurma girişimleri.
Konuya en duyarlı isimlerden biri net olarak Dr. Emir Öngüner
ve hazırladığı içeriklerin
derinliği, doğruyu bulmak ve yaymak üzerine harcadığı mesai şaşırtıcı. Okumanın
pek de sevilmediği çağda her biri saatin üzerindeki videolarla yalana karşı savaş
açmak çok değerli. Fazla uzatmadan Emir Hoca’nın yıkmayı hedeflediği “şehir
efsanelerini” sıralayalım ve onun içeriklerinden öğrendiklerimizle karanlığa bir
kibrit de biz yakabilir miyiz, deneyelim.
Türk Havacılığında Efsaneler(!)
- 20. yüzyılın ilk yarısında uçak yapıyorduk, iyi de yapıyorduk ama devlet büyüklerimiz destek vermedi, fabrikalar kapatıldı.
- Soyadı Atatürk tarafından özel seçilmiş adamı bile engellediler. Demirağ’ın pistini elinden alıp üstüne Atatürk Havalimanını yaptılar.
- Kayseri uçak fabrikası devam etseydi şimdi kim bilir nerelerde olurduk?
- İran’a bile uçak hediye ettik, uçak ihracatını engellediler.
- “ABD bedava uçak verirken sizden para ile alırsam beni asarlar” diyen kuvvet komutanımız varmış.
- O zamanlar üretilen uçaklar dünya ile yarışır özelliklerdeymiş.
1915-1918 UÇAĞIN EVRİMİ
I. Dünya Savaşının başında uçaklar sadece keşif için
kullanılmaktayken 1915’ten itibaren makineli tüfekli avcı uçakları ile hava
çatışmaları dönemi açıldı. Bu sırada uçaklar çoğunlukla çift kat kanatlı (bi-plane)
bez kaplı ve ahşap gövdeli, 100 HP seviyesinde ve tek motorlu idi. Pilot hem
uçağı hem makineli tüfeği kullanıyordu. Başlarda kendi pervanesini vurma riski büyüktü, mükemmelleşen senkronize ateşleme düzeni sorunu çözdü. Fokker tek-kanat,
rotatif motorlu uçağıyla senkron ateşlemeyi başarıyla kullanan Almanlar havada
hakimiyet elde etse de İngilizlerin arkadan pervaneli (itişli); Fransızların
kanat üstü tüfekli avcı uçakları, 7-8 ayda dengeyi kurmakta gecikmedi.
Devletlerin
savaş makinesi envanterine özel sektör o kadar hızla çözüm ve katkı üretti ki savaşın
sonuna doğru İngiliz Vickers metal iskeletli tamamen metal kaplama tek
kanatlıları ile havacılıkta paradigmayı değiştirdi. Savaşın sonuna yakın
kullanılmaya başlanan Alman Gotha uçağı ve onun rakibi Handley Page, bir tona
kadar bombayı yüklenip atacak durumdaydı. Anlaşıldığı üzere WWI biterken silahlı
hava gücünün önemi sıfırdan zirveye gelmişti. Motor gücü başlarda 80-100 HP
iken üç yıl sonra 400 HP’yi zorlamıştır. Kullanılan motor tipleri, rotatif
(sabit krank, dönen motor), pistonlu tek sıra ya da V tip iken silindir sayısı 12’ye
kadar çıkmıştı.
CUMHURİYET TÜRKİYESİ
Vecihi Hürkuş’un “uçabilen” uçağına güvensiz olduğu için izin
verilmediği üzerine yapılan tartışmaları geçerek Nuri Demirağ bahsinden
başlayalım. Demirağ’ın müteahhitlikten gelen maddi gücü ve uçak merakı ile
30’ların ikinci yarısında bu alana yoğunlaştığı biliniyor. Dolmabahçe Sarayı
yakınında kurduğu “tayyare atölyesi” ile deneme üretimleri yapmış, o yılların
ender havacılık eğitimli kişilerinden olan Selahattin Alan Beyi istihdam ve ortak
etmiştir. Bugünkü Yeşilköy Havalimanı arazisi alanında kalmış olan bir çiftliği
satın alarak uçak eğitimi pisti ve ek tesisleri yaptırmıştır. Orayı satın
almıştır çünkü 1912’den beri orada kullanılan bir pist ve tesisleri vardır.
Özel pistin arazisinin, 1949'da inşaatına başlanıp 1953'te tamamlanan modern
uluslararası meydan yapım işi için kamulaştırıldığı kabul edilebilir. İstanbul
Atatürk Havalimanı arazisinin toplam 11.650 dönüm olduğu düşünüldüğünde
yaklaşık %13'ü Demirağ’ın, arazinin kuzeybatısında kalan Elmaspaşa Çiftliğinden gelmektedir.
THK -DEMİRAĞ DAVASI
Tayyare Cemiyeti adıyla kurulup Türk Hava Kurumu adını alan
sivil kuruluş da tıpkı N. Demirağ gibi kamu dışındaki kaynaklarla (bağışlar)
havacılığı sevdirme işine eğilmiştir. THK’nın uçak alımı için ihale açtığı,
kazanan Demirağ’ın uçakları yapmayı başardığı halde THK’nın ödeme yapmayıp Demirağ’ı
zora soktuğu konuşulmaktadır. İhale paketinde planör ve akrobasi uçağı vardır.
Planörler teslim edilir ama yüklenicinin, akrobasi uçağı değil eğitim uçağı ürettiği
temelindeki asıl itiraz ile sözleşme feshedilir. Dört yıl sonra yüklenici dava
açsa da kısa sürede bu reddedilir. Bilirkişi raporunun THK aleyhine olduğu
iddia edilse de Demirağ’ın en yakınındakilerce yazılmış biyografik kitapta dahi
öyle olmadığı görülmektedir. Demirağ iyi bir eğitim uçağı yaptığını söylerken
THK akrobasi uçağı ummaktadır. Uçağın, risk alıp akrobasi hareketlerini
yapabiliyor olması, bilirkişi raporuna girmiştir ama davayı kazandırmaz, zira
zorlayıcı akrobasi uçuşuna dayanabilecek bir gövde yapısında olduğunun statik
ispatı yoktur. Bu uçağın motorunun Çekoslovak menşeli, gövde ve kanatlarının
Türk tasarımı ve ahşap, dokuma (bez) gövdeli olduğu, başarılı uzun mesafe uçuşları
yapabildiği bilinmektedir.
THK-Demirağ davası sürerken II. Dünya Savaşı devam
etmektedir. Savaş dönemi ekonomik şartları, talep yokluğu, en
önemli parçanın (motor) ithal oluşu Demirağ’ın planlarını bozmuştur. İnönü kabinesinin Demirağ
atölyesine Hava Kuvvetlerinin bakım işlerinin verilmesi kararına rağmen
Demirağ’ın işletmesi sürdürülemez. Savaş sırasında dışarıdan motor temin etmek
devletler için bile güçken Demirağ’ın yoklukta bunu başarıp, uçak yapıp ihraç
etmesi mantıkla açıklanabilir değildir. Keza dış satımın kanunla engellendiğine
dair iddialar ispata muhtaçtır.
NEDEN OLMADI?
İlk Dünya Savaşının havadaki kaderini çizenlerden olan İngiliz
Vickers Ltd. şirketi, ana iştigali değilken operasyonlarına havacılığı da
ekler. 1912’de uçuş okulu açar. Şirketin geçmişi 1828’e kadar uzanır, çelik ve
metal imalatları, gemi pervanesi döküm işleri yapmıştır, 19. yy. sonunda zırhlı
gemi üretimi işindedir. Demirağ, uçuş okulunu 35 yıl sonra açmıştır ama asıl
eksiği gecikme değil endüstriyel mirastır. Sanayi devriminin doğduğu
topraklarla Türkiye’yi kıyaslamak absürt gelebilir ancak Demirağ devam
etseydi şimdi bizim de Boeing’imiz olacaktı demek de bir o kadar
absürttür.
Alman, İngiliz mühendislik ve sanayi gücü (Fransa da
eklenebilir) dünya savaşı boyunca hükümetlerinin taleplerini doyurmuşlardır
ancak barış döneminde savaş uçağı kime lazım olur? Savaş uçağını hükümetler
talep eder, etmediğinde sektör eldeki sanayi deneyimini sivil havacılığa
yönlendirir. THK 1947’de uçak motoru fabrikası açmış olsa da Öngüner Hoca’nın
sıraladığı sebeplerle (liyakatsizlik, memur zihniyeti vs.) başarısız olmuştur.
Birinci dünya savaşının başındaki primitif seviye güçlerde motor üretip bunu hava
kuvvetlerine önerirseniz alacağınız yanıt tabi ki "bana 1000 HP motor gerek, 100
değil" olur. Hv. K. K. Zeki Doğan’a atfedilen, “size parayla sipariş veremem, bu
millet beni asar” sözünün arka planında bu vardır. Sevin, sevmeyin NATO’ya
girdiniz ve size hibe uçaklar veriliyor. Öte yandan THK motor yapmış (uçak
değil!, motor), bizden alır mısınız diye soruluyor? Nasıl bir motor? Ancak bir
eğitim uçağına uyacak güçte, daha I. Dünya Savaşı biterken rekabet gücünü
yitirmiş bir motor. Hava kuvvetlerine ise savaş uçağı lazım.
Kayseri TOMTAŞ ve THK’nın yeteneklerinin ölçüsünü Öngüner
Hocanın yayınlarından takip etmenizi öneririz. Kapatılan TOMTAŞ fabrikasında
azami yüzlü mertebelerde toplam uçak ve planör yapıldığı, bunların savaş öncesi
ithal motorlar ve lisanslı üretim izni ile yapıldığı biliniyor. Savaş sırasında
Polonya’dan kaçan teknik ekibin önderliğinde işlerin nasıl yürüdüğü anı,
biyografi kitaplarından öğrenilebiliyor. Polonyalılar ülkelerine döndüğünde geride
yetişmiş insan gücü maalesef pek kalmıyor haliyle. Sene 1950 olmuştur, motor
teknolojiniz yoktur, ithal motor ve ahşap gövde ile eğitim uçağının ilerisine
geçilemez. Yolcu uçağı ihtiyacı vardır ama ona bile çözüm yukarıdaki nedenlerle bulunamaz. THK tabiri caiz ise müşteriyi dinlemez, "bende bu var alacaksan" der. Kamu desteği yoktur.
Konjonktür ve ülkenin kısıtlı kaynakları lastik tekerleklinin önünü açar. Karayolu ağımız büyür. Demiryolu bile gözden düşmüştür denilebilir.
FİNAL
Yukarıdaki şehir efsanelerinin hepsine bu metinde yanıt
bulamayanlar veya daha fazla okumak isteyenler için Öngüner Hocanın yayınları
mutlaka takip edilmelidir. Ekmeğin karne ile satıldığı savaş döneminde “Milli
Şef şöyle etti”, “ABD uçak sanayimizin önünü kesti” gibi söylemlere inanmak en
kolayı. Gerçekler ise maalesef farklı. Hain olmayan her vatandaş ülkesinin
iyiliğini isterken arpalık sahipleri muktedir erkin çarkının dönmesini
isterler. “Adamın elinden pistini bile aldılar” diyen birinin arpalığının
büyüklüğünü bizler hayal bile edemeyiz.